'Allahü teâlâyı bilen kurtuluş bulur. Dininde titizlik gösteren kötülüklerden kurtulur. Nefsini ıslah eden saadete kavuşur.' İmam-ı Şafii Hazretleri

  • İman

    Hadis-i Şerif: ''Dini [hükümleri, dinde bildirilenleri] aklı ile ölçenden daha zararlısı yoktur'' (Taberani).

  • Ehl-i Sünnet

    'Ümmetim 73 fırkaya ayrılacak, biri hariç hepsi Cehenneme gidecek. Kurtulan fırka, benim ve Eshabımın yolu üzere gidenlerdir.' (Tirmizi)

  • Şirk ve Küfür

    'Öyle bir zaman gelir ki, kişinin imanı gider de haberi olmaz. Halbuki ondan, gömleğin çıktığı gibi, iman çıkmış olur.' [Deylemi].

  • 28 Haziran 2014 Cumartesi

    “Savm’ yani oruç, lügatte; herhangi bir şeyden uzak durmak, manasına gelir. Dinde ise; özel bir niyetle gün boyu, orucu bozan şeylerden uzak durmak, demektir. Oruç tutmak farzdır. Farz olduğunu inkar eden, kafir olur. Allahü teala buyuruyor ki:
    “insana doğru yolu gösteren, hidayet sebeplerinin beyanı, hak ile batıl arasını ayırıcı olan Kur’an’ın indirildiği Ramazan ayını görenleriniz, onda oruç tutsunlar. Hasta olan ve yolculukta bulunan kimsenin; tutmadığı günler sayısınca, diğer günlerde oruç tutması icab eder.”Hadis-i şerifte de şöyle buyuruluyor:

    “Ramazan ayı, öyle bir aydır ki; Allah, onda oruç tutmayı, size farz etti. Ben de, onun gecelerinde namaz kılmayı size sünnet ettim. Her kim inanarak ve sevabını bekliyerek; gündüzlerini oruç, gecelerini de namazla geçirirse, anasından doğduğu günkü gibi günahlarından sıyrılır.”

    Orucun rükünleri: 
    Orucun iki rüknü vardır:
    1- Niyet getirmek. Her gün için ayrı ayrı niyet getirilir. Ramazan, nezir, kaza ve kefaret orucunda, o günün gecesinde, imsaktan önce niyet edilir. Gece niyet getirildikten sonra, imsak vaktine kadar orucu bozan davranışlarda bulunmanın mahzuru yoktur.

    Gece niyet getirmeyi unutan kimse, Ramazana hürmeten o günü akşama kadar oruçlu gibi durup bir şey yiyip-içmeden geçirir. Sonra da, o günü kaza eder.

    Fakat nafile oruca, öğleye kadar niyet getirilebilir.

    Oruç kazası olan kimse, özürsüz olarak kazasını geciktirir ve ertesi senenin Ramazan ayı girerse, haram işlemiş olur. Orucunu kaza ettikten sonra ayrıca, her gün için fidye verir. Fidye; her oruç için bir “müd” (bir avuç) yiyecektir.

    2- Orucu bozan şeylerden uzak durmak.


    Orucu bozan şeyler:

    1-
    Burun, ağız, kulak, ön ve arka gibi açık bir menfezden bir şeyin içeriye girmesi.

    2- Cinsi münasebette bulunmak.
    3- İstimna (mastürbasyon) yapmak suretiyle meninin çıkması.
    4- İsteyerek kusmak.
    5- Kadının hayız veya lohusa olması.
    6- Bir an için bile olsa delirmek.
    Sadece cinsi münasebetle bozulan orucun kefareti vardır. Kefaret; ard arda iki ay oruç tutmaktır. Ayrıca bir gün de kazası yapılır.

    Orucun sünnetleri
    Orucun sünnetlerinden bazıları şunlardır:
    1- Güneş iyice batıp, gecenin girdiği kesinleştikten sonra iftar yapmakta acele etmek.
    2- Fecr-i sadıkın (sabah namazı vaktinin) girmesinden korkulmadığı müddetçe sahuru, geciktirmek.
    3- Kötü sözler konuşmamak.
    4- Sabah olmadan, cenabetten gusletmek.
    5- İftar vaktinde dua etmek. Peygamber efendimizin, iftar vaktinde yaptığı dualardan bazıları şunlardır:
    “Allahümme leke sumtu ve ala rızkike eftartu.” (Buhari, Müslim)
    Meali:
    (Allah’ım! Senin için oruç tuttum ve senin [verdiğin] rı-zıkla orucumu açtım.)
    “Zehebez-zame’ vebtelletil-uruk ve sebetel-ecru inşaallahü teala.” (Ebu Davud)
    Meali:
    (Susamak gitti, damarlar ıslandı ve sevab sabit oldu, Allahü teala dilerse.)
    “Elhamdü lillah-il-lezi eaneni fesumtu ve reze-kani feeftartu.” (İbn-is-Sünni) Meali:
    (Oruç tutmam için yardım eden ve bana rızık verip orucumu açtıran Allah’a hamd olsun.)
    6- Çok Kur’an-ı kerim okumak.
    7- Çok sadaka vermek.
    8- Özellikle Ramazan ayının son 10 gününde itikâf yapmak.

    İtikaf nedir?
    İtikaf, Müslüman bir kimsenin, niyet getirmek suretiyle camide kalması, demektir. İtikaf, her zaman müekked sünnettir. Peygamber efendimiz: “Her kim, bir devenin iki sağımı arasında geçen vakit kadar camide itikâf ederse, bir köle azad etmiş gibi olur” buyurdu.
    İtikafın efdali, Ramazanın son 10 gününde yapılanıdır.

    İtikafın rükünleri şunlardır:
    1-
    İtikafa giren kimse. Bunun Müslüman olması, akıllı olması ve büyük hadesten temiz olması. (Yani cünüp olmaması, kadının hayızlı ve lohusa olmaması.)

    2- Niyet getirmek. Niyet kalb ile getirilir.
    3- Caminin içinde itikâf etmek. Caminin dışında itikâf etmek sahih değildir.
    4- Az da olsa bir miktar camide kalmak.

    İtikafı bozan şeyler şunlardır:
    1-
    Vati’ (cinsi münasebet.)

    2- Meni gelmek şartıyla, şehvetli mübaşeret. Hanımına; şehvetle dokunmak veya öpmek gibi.
    3- Allahü teala saklasın- kişinin dinden çıkması.
    4- Delirmek veya sarhoş olmak.
    5-
    Mazeretsiz olarak camiden dışarıya çıkmak
    Oruçta Hanefi Mezhebi ve Şafii Mezhebi arasındaki farklar nelerdir?

    - İdrar yoluna pamuk koymak hanefide orucu bozmaz, şafiide bozar

    - Hanefi mezhebinde abdest alırken dikkat edilmesine rağmen boğaza su kaçması orucu bozar, Şafii mezhebinde ise oruç bozulmaz.

    - Şafii mezhebinde nafile oruca başlayan, tamamlamadan bozarsa, kazası vacip değildir, Hanefi mezhebinde ise vaciptir.

    - Şafii mezhebinde, oruca niyet imsak vaktine kadardır. Bir Şafii gece sahura kalkamasa, imsak vaktinden sonra uyansa, oruç tutamaz; çünkü vaktinde niyet edememiştir. Bu orucu kurtarmak için başka bir hak mezhebi taklit etmesi gerekir (mesela hanefiyi). Hanefi mezhebinde ise öğleye bir saat kalıncaya kadar niyet edilir. Bu vakit zarfında niyet ederek orucunu tutması sahih olur.

    - Şafii mezhebinde kulağa konan sıvı-katı her şey, mideye girmiş gibi orucu bozar. Hanefi mezhebinde, kulağa giren katı şey ve su orucu bozmaz. Fakat yağ ve ilaç bozar. Yağ ve ilaç emilse de, emilmese de, sindirim yoluna gitse de, gitmese de bozar.

    - Ramazanda oruçlu iken yiyip içene Hanefide kefaret gerekir, Şafiide sadece kaza gerekir. Hanımı ile beraber olana dört mezhepte de kefaret gerekir.

    - Dişler arasındaki yemek kırıntısını yutmak Hanefi’de orucu bozmaz, şafiide bozar.

    - Ramazanda karı koca beraber olursa, Şafiide kefaret kocanın üzerine olur, Hanefide ikisine de kefaret gerekir.

    Detaylı bilgi: Şafii Mezhebinde Oruç

    27 Haziran 2014 Cuma

    - Ramazan orucuna niyetin son vakti, Hanefi’de öğleye bir saat kalıncaya kadar, diğer üç mezhepte imsak vaktine kadardır. 

    - Üç mezhepte, Ramazan orucu için her gece niyet gerekir, Maliki’de Ramazanın ilk gecesi bir ay oruca niyet sahihtir.

    Şafii’de, kulak tabii menfez [delik] dir. Kulağa konan sıvı katı her şey, mideye girmiş gibi orucu bozar. Diğer üç mezhepte sadece ilaç konursa bozar. 

    - Şafii’de idrar yolu da tabii menfezdir. Buraya pamuk konsa bile orucu bozar. Diğer mezheplerde bozmaz. 

    İğne vurulmak, dört mezhepte de orucu bozar.

    - Dişler arasındaki yemek kırıntısını yutmak Hanefi’de orucu bozmaz, diğer üç mezhepte bozar. 

    - Lavman Maliki’de orucu bozmaz, diğer üç mezhepte bozar. 

    - Unutarak yiyip içmek, üç mezhepte orucu bozmaz, Maliki’de bozar. 

    - Ramazanda oruçlu iken yiyip içene Hanefi ve Maliki’de kefaret gerekir, Şafii ve Hanbeli’de sadece kaza gerekir. Hanımı ile beraber olana dört mezhepte de kefaret gerekir.

    - Kan aldırmak Hanbeli’de orucu bozar, diğer üç mezhepte bozmaz. Abdest alırken, mübalağa etmeden boğaza su kaçarsa, Şafii veHanbeli’de oruç bozulmaz. Hanefi ve Maliki’de bozulur. 

    - Ramazanda karı koca beraber olursa, Şafii ve Hanbeli’de kefaret kocanın üzerine olur, Hanefi ve Maliki’de ikisine de kefaret gerekir. 

    - Maliki’de oruçlu iken hanımını öpmek haram, diğer üç mezhepte haram değildir. Ancak cünüp olmak ihtimali varken öpmek mekruhtur. Hanımı öpünce mezi gelirse üç mezhepte oruç bozulmaz, Hanbeli’de bozar.

    - Şafii ve Hanbeli’de, nafile oruç veya nafile namaza başlayan, tamamlamadan bozarsa, kazası vacip değil, Hanefi ve Maliki’de vaciptir.

    - Yalnız Cuma günü oruç tutmak Hanefi ve Maliki’de caiz, Şafii veHanbeli’de mekruhtur. İmam-ı Ebu Yusuf da mekruh dedi. Bu bakımdan Hanefiler yalnız başına Cuma günü oruç tutmamalıdır.

    - Sadaka-i fıtır, Hanefi’de Ramazan-ı şerifte verilir. Ramazandan önce ve bayramdan sonra da vermek caiz ise de, bayram namazından önce verilmiş olması daha çok sevaptır. Şafii’de Ramazandan önce,Maliki’de ve Hanbeli’de ise bayramdan önce verilemez. Hanefi’de nisaba ulaşanın fıtra vermesi vacip, diğer üç mezhepte, bir günlük yiyeceği olanın fıtra vermesi farzdır. Hanefi’de hanımın fıtrasını kocası vermez, diğer üç mezhepte vermesi lazımdır.



    Allahü teala, namaz kılmayı nasıl emretmişse, zekât vermeyi de aynı şekilde emretmiştir. Ayet-i kerimede mealen buyuruldu ki: “Namazı dosdoğru kılın ve zekâtı verin!” Dolayısiyle zekât vermek, namaz kılmak gibi farzdır. Zekât vermek, İslamın rükünlerinden olup, farziyetini inkar eden -Allah saklasın- kafir olur.
    Zekât, lügatte artma, çoğalma, büyüme manalarına gelir. Fıkıhta ise; senede bir kere belli mallardan belli şekilde çıkarılan ve belli kimselere verilen belli bir haktır.


    Zekâta tabi olan mallar
    Zekâta tabi olan mallar şunlardır:
    1- Altın, gümüş ve paralar.
    2- Ticaret malları.
    3- Davar. Yani koyun ve keçi.
    4- Sığır, manda ve camus.
    5- Deve.
    6- Ekin. Ekinden maksat; gıda olması niyetiyle ihtiyari olarak ekilen şeylerdir. Buğday, arpa, pirinç mmercimek ve nohut gibi.
    7- Meyva; yani hurma ve üzüm. Bu ikisinin haricindeki meyvaların hiçbiri zekâta tabi değildir.

    Zekâtın Farz Olması
    Kişiye, zekât vermenin farz olmasının şartları şunlardır:
    1- Müslüman olmak. Dolayısiyle kafir olanlara zekât vermek farz değildir.
    2- Hür olmak. Köle; zekât vermekle mükellef değildir. Çünkü kölenin elindeki malların tamamı, efendisinindir.
    3- Tam mülkiyete sahip olmak. Bunun için; “mükateb” olan köle, tayin edilen zaman içinde, kararlaştırılan miktardaki malı efendisine veremezse, azad olmaz ve elindeki malların tamamı efendisine geçer. İşte bu köle, tam mülkiyete sahip olmadığı için elindeki malların zekâtını vermekle mükellef değildir.
    4- Nisaba malik olmak. Yani zekâta tabi olan malın, zekâtın farz olması için aranan çokluğa ulaşmış olması gerekir. Mesela; altının 20 miskal yani 69 gram olması gibi. Nisabdan aşağıda olan mala zekât düşmez.
    5- Malikin muayyen olması. Bunun için henüz doğmamış ceninin malında zekât yoktur. Yine vakıf olan malın zekâtı yoktur. Çünkü bunun da sahibi belli değildir.
    6- Bazı mallarda, havelan-ı havi. Yani zekâta tabi olan malın üzerinden bir senenin geçmesi. Bunun için nisab miktarı kadar olduğu halde üzerinden bir sene geçmemiş mala zekât düşmez. Bu anlattıklarımız zekâtın genel şartlarıdır. Bunların haricinde her malın kendisine mahsus şartlan da vardır.

    Baliğ olmak, akıllı olmak, reşit olmak ve borcunu tahsil etmek zekâtın şartlarından değildir. Dolayısıyla; çocuğun, delinin ve sefihin malını da zekât düşer. Bunların zekâtlarını, velileri verir.

    Borçlu, hazır olup borcunu ödeyecek durumda ise, “hail” (yani tahsil zamanı gelmiş) olan nisab miktarı kadar olan veya eldeki malla birlikte nisab miktarı kadar olan alacakların, üzerinden bir sene geçtiği takdirde, zekâtlarının hemen verilmesi gerekir.

    “Hail” olduğu (yani tahsil zamanı geldiği) halde, borçlu; fakir olduğu veya inkar ettiği için tahsil edilemeyen alacağın, zekâtının hemen verilmesi gerekmez. Tahsil edildiği zaman zekâtı verilir.

    “Müeccel” olan (yani tahsil zamanı henüz gelmemiş) olan alacağın zekâtı, tahsil edildikten sonra veya bilfiil tahsil edilmese bile, tahsil etmeye kadir olunduktan sonra verilir.

    Kaybolan, gasb edilen ve inkar edilen malın zekâtı da, tahsil edildikten sonra verilir.

    Zekât verirken; eldeki malın tamamını kaplayan borç dahi düşülmez. Yani kişinin; elindeki mal kadar, borcu olsa dahi, elindeki malların tamamının zekâtını vermesi gerekir. Çünkü borç, zimmetle alakalı iken, zekât malla ilgilidir. Dolayısiyle borç, zekâta mani olmaz.

    Buna göre alacaklı da borçlu da zekât verir. Şöyle ki, borçlu elindeki bütün malların zekâtını vverir, alacaklı da alacağını tahsil ettikten sonra, onun zekâtını verir.

    Altın ve gümüşün zekâtı
    Altının “nisab”ı yani zekâtının verilmesi farz olan miktarı 20 miskaldir. 20 miskal, 69 gram altın eder. Dolayısiyle 69 gram saf altını veya 69 gram saf altın değerinde parası olan kimsenin, zekât vermesi gerekir.

    Altının zekâtı 40’ta bir yani yüzde ikibuçuk (% 2.5) oranında verilir. Buna göre 69 gram altını veya bu değerde parası olan kimse, bunun yüzde ikibuçuk oranında zekâtını verir. Mesela yirmi miskal altını olan kimse, bunun yarım miskalini zekât olarak verir.

    Altının nisabı gümüşle tamamlanmaz. Şöyle ki, 10 miskal altını ve 100 dirhem gümüşü olan kimse, bunların zekâtını vermez. Çünkü altının nisabı 20 miskal, gümüşünkü 200 dirhemdir. 1 dirhem 2.42 gramdır. Buna göre 200 dirhem 484 gramdır. Bu ikisinin cinsleri farklı olduğu için, birbirini tamamlamazlar. Zekâtlarının verilmesi için ikisinin ayrı ayrı olarak, nisab miktarı olmaları gerekir. Yani altının en az 20 miskal, gümüşün de 200 dirhem olması gerekir.

    Kadınların mübah olan altın ve gümüş takılarına (süs eşyalarına) zekât düşmez. Fakat kadının israfa kaçan süs eşyası gibi, mekruh olan süs eşyasına zekât düşer.

    Erkeğin gümüş yüzükten başka, altın ve gümüş eşya gibi haram olan süs eşyasına da zekât düşer.

    Hem kadın hem de erkek için; her türlü altın ve gümüş ev eşyası edinmek ve kullanmak haramdır. Bunların da zekâtının da verilmesi gerekir.

    Kadının mekruh olan süs eşyaları ve erkeğin haram olan eşyalarının zekâtı verilirken kıymetleri esas alınır. Ev eşyalarında ise, ağırlıkları esas alınır.

    Altın ve gümüş haricindeki mücevherat süsler, zekâta tabi değildir. Ancak bunların ticareti yapılıyorsa, ticaret malı olarak zekâtlarının verilmesi gerekir.


    Ticaret malının zekâtı
    Ticaret; kar etmek niyetiyle, para ile veya bir mal karşılığında alınan her çeşit taşınır ve taşınmaz mallardır. Ne olursa olsun bütün ticaret malları zekâta tabidir. Dolayısıyla ticareti yapılan her türlü; arazi, bina, araba, hayvan, yiyecek, ev eşyası ve diğerlerinin zekâtı verilir.

    Hibe, miras ve çalışılarak elde edilen şeyler; para veya mal karşılığında alınmadıkları için, ticaret eşyası değildirler. Binaenaleyh zekâtları verilmez. Ancak bu yollarla elde edilen şey, mal değil de para ise, altın hükmünde olduğu için, şayet nisab miktarında ise ve üzerinden bir sene geçerse, 40’ta bir yani yüzde iki buçuk oranında zekâtı verilir.

    Ticaret malının zekâtının farz olması için, gereken şartlar şunlardır:

    1- Malın, para ile veya bir bedel karışlığında alınmış olması.
    2- Malın ticaret niyetiyle alınmış olması.
    3- Malın kullanmak niyetiyle alınmamış olması.
    4- Üzerinden bir senenin geçmiş olması. Ticaret malında, sene malın alındığı günden itibarendir. Buna göre ticaret malı, alındığı zaman nisab miktarı olmasa bile, bir sene sonra eğer nisab miktarı olmuşsa zekâtı verilir.

    Fakat nisab miktarındaki parayla alınan ticaret eşyasının zekâtı, eşyanın alındığı günden itibaren değil, o nisab miktarındaki paraya sahip olunduğu günden itibarendir. Binaenaleyh 69 gram veya daha fazla altın değerindeki bir paraya sahip olan kimse, bu paraya sahip olduğu günden dört ay sonra, bu parayla ticaret yaparsa, sene, paraya sahip olduğu günden itibarendir. Yani sekiz ay sonra bu paranın zekâtını vermesi gerekir.

    Yine 69 gram altın değerindeki paranın yarısıyla ticaret yapıp, diğer yarısı elinde kalırsa, sene sonunda hepsi nisaba ulaşıyorsa, zekâtları verilir ve senesi paraya sahip olduğu günden itibarendir. Ticarete başladığı günden itibaren değildir.

    5- Ticaret malının kıymetinin nisab miktarında veya daha fazla olması. Dolayısıyla ticarete başlanan para, nisab olsun olmasın, senenin sonunda nisab miktarında değilse, zekâtı verilmez.

    Ancak ticaret malının kıymeti, senenin sonunda nisab miktarında olmamakla beraber, adamın elinde nisabı dolduracak kadar nakit varsa tamamının zekâtını verir. Mesela 69 gram değerinde parası olan kimse, bu paranın yarısıyla ticaret yapıp, yarısını da nakit olarak bırakırsa, senenin sonunda ticaret yapılan kısmı nisab olmuyorsa, yanındaki nakit de buna ilave edilecek ve hepsinin zekâtı verilecek.

    Ancak bu şekilde yine nisab olmuyorsa mesela zarar edip senenin sonunda ancak elli gram altın değerinde para kalırsa buna zekât düşmez. Çünkü elinde nakit olarak duran miktar, buna ilave edildiği halde nisabı dolduramamaktadır. Dolayısıyla zekâtı verilmez.

    6- Ticaret mallarının, nisab miktarından az olan paraya çevrilmemesi. Şayet ticaret malının tamamı paraya çevrilir ve bu para nisab miktarından az ise, sene kesilmiş olur. Şayet bu parayla yeniden ticaret yapılırsa, sene ikinci defa ticarete başlandığı günden başlar.

    Bazı önemli bilgiler
    Ticaret malının zekâtı ile alakalı bazı önemli notları hatırlatmak istiyoruz, şöyle ki:
    1- Zekât verilirken, sene içindeki karlar, sermayeye ilave edilir. Malların fiyatlarının artması da böyledir. Dolayısıyla sene sonunda eldeki bütün malların o günkü kıymetleri üzerinden zekât verilir.
    2-
    Ticareti yapılan malın kendisi zekâta tabi ise, mesela koyun ticareti yapılıyorsa zekât şöyle verilir:

    a) Şayet ticareti yapılan malın kıymeti değil de, kendisi nisab miktarında ise, zekât “ayn”ından yani kendisinden verilir. 69 gram değerinde olmayan kırk koyun gibi.
    b) Ticareti yapılan malın kendisi değil de kıymeti nisab miktarında ise, zekâtı kıymeti üzerinden verilir. Mesela 39 koyun, 69 gram altın değerinde olduğu zaman, zekâtları kıymet üzerinden verilir. Çünkü 40’tan aşağı olan koyunlara, zekât düşmez.
    c) Ticareti yapılan malın; hem kendisi hem de kıymeti nisab miktarında ise ve seneleri aynı günde doluyorsa, yine zekât “ayn”ından yani kendisinden çıkarılır. 69 gram altın değerindeki kırk koyun gibi.
    d) Her ikisinin kıymeti nisab ise, ve ticaretin senesi önce doluyorsa, bu sene kıymetten, sonraki bütün senelerde ise, kenidisinden çıkarılır.
    3- “Mudaraba” ve “kırad” aynı manaya gelen iki kelimedir. Emek sermaye ortaklığı, demektir. Sermaye sahibi, sermayesini çalıştırmak üzere bir kimseye verir. Bu ortaklıkta, karın bir kısmı, mesela yarısı emekçiye verilir. İşte bu ortaklığın ticaret zekâtı, sermaye sahibine düşer. Eğer zekâtı kendi hususi malından verirse, olur. Eğer ortaklıktan verirse, zekât onun kar payından düşülür.

    Madenlerin zekâtı
    Madenden çıkarılan altın hammaddesi, işlenip temizlendikten sonra, 69 gram saf altın ve gümüş hammaddesi de 484 gram saf gümüş ederse, bunların zekâtı, hemen kırkta bir yani yüzde ikibuçuk oranında çıkarılıp ödenir. Bir sene geçmesi beklenmez. Çünkü maden zekâtının iki şartı vardır. Bunlar:
    1- Çıkarılan hammaddenin işlenip temizlendikten sonra nisab miktarında olması.
    2- Çıkaran kimsenin, zekât mükelleflerinden olması yani Müslüman ve hür bir kimse olması.

    Definelerin zekâtı
    Define, cahiliyet devrinde yani İslamiyet’ten Önceki dönemde, toprağa gömülen altın veya gümüşlerdir. Böyle bir defineyi bulan kimse, eğer bulduğu altın veya gümüş nisab miktarında ise, zekâtını hemen beşte bir (5’te bir) olarak çıkarıp verir. Bunda da bir sene beklenmez.

    Bulunan define; eğer bazı işaretlerden İslam dönemine ait olduğu anlaşılırsa, mesela üzerinde Kur’an-ı kerim ayetleri veya bir Müslüman hükümdarın ismi varsa, “lukata” (bulunan eşya) gibidir. Yani sahibi biliniyorsa; kendisine verilir, yoksa varislerine verilir.

    Zahire ve meyvenin zekâtı



    Zahireden maksat; buğday, arpa, pirinç, nohut, darı, mısır, mercimek, fasulye gibi normal zamanda yani kıtlık olmadığı bir zamanda, ihtiyari olarak (isteyerek) gıda maddesi niyetiyle ekilen şeylerdir.


    Meyveden maksat ise; hurma ve üzümdür. Bu ikisinin haricindeki hiçbir meyveye zekât düşmez.

    Zahire ve meyvenin nisabı 5 “vesk”tir. Bir vesk, altmış (60) “sa”dır. Bir sa, 1680 gramdır. Buna göre bir vesk, 100 kilo ve 8 gramdır. Buna göre beş vesk, 504 kilodur. Yani 504 kilodan az olan zahire ve meyveye zekât düşmez.

    Şayet ekin veya meyve ağaçları; masrafsız sulanıyorsa, onda biri; motor ve benzeri aletlerle sulanıyorsa, yirmide biri zekât olarak verilir.

    Meyvaların; zekâtını vermeden veya tesbit etmeden Önce, yemek veya sadaka vermek caiz değildir.

    Hayvanların zekâtı
    Zekâta tabi hayvanlar; davar, sığır ve devedir. Bu hayvanlara, zekât düşmesi için, üzerlerinden bir senenin geçmesi, yıl boyunca merada parasız olarak otlanmaları gerekir.

    Ayrıca bu hayvanların, üreme veya sütleri için beslenmeleri de şarttır. Dolayısiyle iş için, beslenen hayvanlara zekât düşmez.

    Davarların zekâtı
    Davarın (yani koyun ve keçinin) nisabı 40’tır. Koyun ve keçinin zekâtı şöyle verilir:
    40’tan 120’ye kadar, bir şat (yani 2 yaşına girmiş bir koyun veya 3 yaşına girmiş bir keçi) verilir.
    121’den 200’e kadar 2 şat verilir.
    201’den 300’e kadar 3 şat verilir.
    Bundan sonra her yüz davar başına bir şat verilir. Bu sayıların arasındaki miktarlar, zekâttan muaftır. Koyunun zekâtı keçi olarak; keçinin zekâtı da, koyun olarak verilebilir.

    Sığırların zekâtı
    Sığırın nisabı 30’dur. Bu sayıdan aşağıda olan sığırlara zekât düşmez. Sığırların zekâtı şöyle verilir:
    30’dan 39’a kadar, 1 “Tebi” (iki yaşına girmiş bir buzağı) verilir.
    40’tan 59’a kadar 1 “Müsinne” (üç yaşına girmiş bbir buzağı) verilir.
    60’tan 69’a kadar, 2 Tebi,
    70’ten 79’a kadar 1 Müsinne vel Tebi verilir.
    80’den 89’a kadar 2 Müsinne verilir.
    90’dan 99’a kadar 3 Tebi verilir.
    100’den 109’a kadar, 1 Müsinne ve 2 Tebi,
    110’dan 119’a kadar, 2 Müsinne ve 1 Tebi verilir.
    Bundan sonra, her 30’da, bir Tebi ve her 40’ta bir Müsinne verilir. Mesela sayı, 120’ye ulaşınca 3 Müsinne veya 4 Tebi verilir.Şayet sadece Tebi veya Müsinne varsa, olan verilir. Eğer ikisi de varsa, müstehaklar için hangisi daha iyi ise, o verilir. İki sayı arasındaki miktara zekât düşmez. Mesela 30’dan 39’a kadar, sadece 1 Tebi verilir.

    Develerin zekâtı
    Develerin nisabı, 5’tir. Beşten aşağı deveye zekât düşmez. Develerin zekâtı şöyle verilir:
    5’ten 9’a kadarki develer için bir şat verilir.
    10’dan 14’e kadar 2 şat verilir.
    15’ten 19’a kadar 3 şat verilir.
    20’den 24’den 4 şat verilir.
    25’ten 35’e kadar 1 Bintimehad verilir.
    36’dan 45’e kadar 1 Bintilebun verilir.
    46’dan 60’a kadar 1 Hıkka verilir.
    61’den 75’e kadar 1 Cezaa verilir.
    76’dan 90’a kadar 2 Bintilebun verilir.
    91’den 120’ye kadar 2 Hıkka verilir.
    Bundan sonra her 40 deve için 1 Bintilebun ve her 50 deve için 1 Hıkka verilir. Mesela deve sayısı 170 olup üzerinden bir sene geçince, 3 adet Bintilebun ve 1 adet Hıkka verilir. Çünkü 170 sayısında üç 40’lık ve bir 50’lik vardır.
    “Şat”, 2 yaşına girmiş koyun, veya 3 yaşına girmiş keçidir.
    “Bintimehad”, 2 yaşına girmiş dişi deve yavrusudur.
    “Bintilebun”, 3 yaşına girmiş dişi deve yavrusudur.
    “Hıkka”, 4 yaşına girmiş dişi deve yavrusudur.
    “Cezaa”, 5 yaşına girmiş deve yavrusudur.


    Sadaka-i fıtr


    Ramazan bayramı günü ve gecesi, bir günlük yiyeceği olanın hem kendisinin hem de bakmakla mükellef olduğu kimselerin fıtralarını vermesi farzdır.


    Fıtra; pirinç, buğday gibi gıda maddelerinden ve hurma ile kuru üzümden bir sa’dır. Bir sa’, mutedil bir avuçla; 4 (dört) avuçtur. Bu da 1680 gramdır (Yani 1 kilo 680 gramdır.)

    Buğday vermek efdaldir. Fıtra; para veya un olarak verilemez.

    Fıtranın, Ramazan ayının başında verilmesi caiz, bayram namazından önce verilmesi müstehab, bayram namazından sonraya bırakılması mekruh ve ondan sonraya mazeretsiz bırakılması haramdır.

    Fıtra, zekât verilebilen sınıflara verilir.

    Zekât kimlere verilir?
    Zekât şu sınıflara verilir:
    1- Fakir. Yeterli malı ve kazancı olmayan kimsedir. Mesela on dirheme ihtiyacı varken, ancak iki veya üç dirhem kazanır.
    2- Miskin. Malı veya kazancı vardır. Fakat ihtiyaçlarına yetmemektedir. Mesela on dirheme ihtiyacı olduğu halde, elinde sadece sekiz dirhem vardır.
    3- Amil. Zekât işinde çalışan vazifeli.
    4- Müellefet-ül-kulub. Müslüman olmuş, fakat islamı zayıf kimseler veya islamı kuvvetlidir, fakat onlara zekât vermekle başkalarının Müslüman olması ümit edilir.
    5- Rikab. Efendisiyle sahih “kitabet” (belli bir miktar mal karşılığında azad olma) akdi yapan köleler.
    6- Garim. Kendisi için bir borca girmiş ve ödeme zamanı geldiği halde ödemeye gücü olmayan kimse.
    7- Ehlu sebilillah. Allah yolunda cihad eden savaşçılar.
    8- İbnüs-sebil.
    Mübah bir yolculukta bulunan yolcu.


    Zekâtı, bu 8 sınıftan mevcut olanların tamamına vermek gerekir. [Bugün bu sekiz sınıf bulunmadığı için, Hanefi mezhebi taklit edilerek, bir sınıfa verilebilir.]

    Bulunduğu yerde müstehaklar varken, zekâtı başka yerlere nakletmek haramdır ve zekât verilmiş olmaz. Bir kavle göre ise, caizdir.

    Kâfir, çocuk, deli, zengin, ana-baba, hanım, evlatlar ve haram yolda harcayacağı bilinen kimseye zekât verilmez. Bunların zekât alması haram olduğu gibi, bunlara zekât vermek de haramdır.

    Zekât nasıl verilir?
    Zekât ve fıtrayı, mevcut olan sınıfların tamamına vermek gerekir. Fakat İmam-ı Rafii’ye göre, fıtrayı sadece bir kişiye vermek de caizdir.

    Mal ve zekâtın verileceği kimseler mevcut ise, zekâtın hemen ödenmesi gerekir.

    Zekât veren kimse, alacağını, zekât yerine sayamaz. Ancak şartsız olarak borçluya zekât verir, borçlu da, aldığı zekâttan borcunu öder.

    Kişi, zekâtını verme imkanına sahip olduğu halde vermeyip, elindeki mal telef olursa, zekâtını tazmin eder.

    Zekâtta niyet etmek gerekir. Zekâtı, maldan ayırırken veya fakire verirken niyet edilir.

    Zekât, ancak malın cinsinden ödenir. Sadece develerin sayısı 25’in altında ise, zekâtları koyun veya keçi olarak verilir.

    Bir de ticaret malının zekâtı nakit olarak verilir.

    Gümüş için, altın zekât verilemez, bunun aksi de olamaz.

    Borçlu kimse, -borcu, ne kadar çok olursa olsun- nisab miktarında malı varsa, zekâtını verecektir.

    > şafii zekat, şafii mezhebinde zekat, şafii mezhebine göre zekat, şafii mezhebi zekat kime verilir, şafiilerde zekat, şafii zekat nasıl verilir, şafii fitre, şafii fitre kime verilir, şafii mezhebinde fitre

    23 Ocak 2014 Perşembe

    Sual: Dinimizde üstünlüğün soy sopla değil, takvâ sahibi olmakla ilgili olduğu bildirilirken, Ebu Guddeci denilen kimselerin, hadis âlimlerinden İbni Lal hazretlerinin, (İnsanlar, tarağın dişleri gibi eşittir. Üstünlükleri, ibadet farkından ileri gelir) diye naklettiği hadis-i şerif için, uydurma damgası basmaları çok yanlış değil midir?
    CEVAP
    Evet, çok yanlıştır. Dinimizde ırkçılık yoktur. İnanıp güzel amel işleyen, ihlâsı ölçüsünde diğerinden üstündür. Yunus Emre, (Yaratılmışı hoş gördük, Yaradan’dan ötürü) diyor. 72 millete, insan olarak aynı gözle bakmak, dinimize aykırı değildir. Çünkü dinimizde ırk üstünlüğü yoktur.

    Hazret-i Mevlana, (Gel, gel, her kim olursan ol gel, müşrik, Mecusi olsan veya puta tapsan da gel! Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir. Tevbeni yüz defa bozmuş olsan da gel!) buyuruyor. Bunun mânâsı, (Gel sana Müslümanlığı öğreteyim de gerçeği gör!) demektir. Müslümanlığı öğrenip takvâ sahibi olan, elbette diğer insanlardan üstün olur.

    Bir milletin diğer millete üstünlüğü yoktur. Üstünlüğün ancak takvâ ile olduğunu bildiren bir âyet-i kerime meali:
    (Ey insanlar, sizi, bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizle tanışmanız için milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah indinde en üstününüz, takvada en ileri olanınızdır.) [Hücurat 13]

    Bu konuda birkaç hadis-i şerif:
    (Rabbiniz bir olduğu gibi, babalarınız, dininiz ve peygamberiniz de birdir. Arab’ın Acem’e, Acem’in Arab’a üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızının karaya, karanın kırmızıya da üstünlüğü yoktur. Hiçbir milletin diğerine üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvâ iledir.) [İbni Neccar] (Acem, Arap olmayan demektir.)

    (Allahü teâlâ, cahiliyet övünmelerini sizden kaldırdı. Hepiniz Âdem aleyhisselamın evlatlarısınız. Âdem ise topraktan yaratılmıştır.) [Tirmizî]

    (Irkçılık yapan, ırkçılık için savaşan ve ırkçılık uğrunda ölen, bizden değildir.) [Ebu Davud]

    Allahü teâlâ ve Onun Resulü “sallallahü aleyhi ve sellem” (Üstünlük takvâ iledir) buyururken, bunun aksini söylemek bir Müslümana yakışmaz. Dinimizi içeriden yıkmak için hadislere uydurma damgası basılmaktadır.

    16 Ocak 2014 Perşembe

    Sual: Teheccüd namazı nedir?
    CEVAP
    Teheccüd, gecenin üçte ikisi geçtikten sonra, imsak vaktine kadar kılınan nafile bir namazdır. Nâfile namazları gece kılmak daha faziletlidir. Çünkü gece uyanmak zordur. Hadis-i şerifte, (En kıymetli ibadet zahmetli olandır) buyuruldu. Bir saat ilim öğrenmek, [mesela ilmihal okumak] geceyi ibadetle geçirmekten daha çok sevabdır. (Dürr-ül-muhtar)

    (Amellerin kıymetlisi, az da olsa devamlı olanıdır) hadis-i şerifi, meşakkatli ibadeti ara sıra yapmaktansa, zorluğu az olanı devamlı yapmanın daha faydalı olduğunu bildirmektedir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Gece seherde kılınan iki rekât namaz, dünyadan ve içindekilerden daha kıymetlidir. Eğer zor gelmeyeceğini bilseydim, gece namazını ümmetime farz kılardım.) [Müslim]

    (Farzlardan sonra en faziletli namaz, gece namazıdır.) [Müslim]

    (Cennette öyle muazzam köşkler vardır ki, bunlar, tatlı dilli olan, selamı yayan, yemek yediren, çok oruç tutan ve gece namazı kılanlara verilir.) [İbni Nasr]

    (Teheccüd, günahları affettirir ve hastalıklara şifa verir.) [Tirmizî]

    (Gece namaz kılanların yüzü güzel olur.) [R. Nasıhîn]

    (Seher vakti Allahü teâlâ buyurur ki: İstiğfar eden yok mu, onu mağfiret edeyim! İsteyen yok mu, istediğini vereyim, duasını kabul edeyim!) [Müslim]

    Allahü teâlâ iyileri överken, (Onlar seher vaktinde istiğfar eder) buyuruyor.

    Hazret-i Musa, (Yâ Rabbî, sana ne zaman ibadet edeyim ki makbul olsun?) diye sordu. Cenab-ı Hak (Gece namaz kıl!) buyurdu. (Ey Oğul İlmihali)

    Teheccüd namazı çok faziletli olmasına rağmen nafile bir namazdır. Ömründe hiç Teheccüd kılmayana, âhirette hiçbir ceza verilmez, çünkü nafiledir, ama farzın kazasını kılmayan büyük cezalara maruz kalır. İmam-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: Farzın yanında nâfilenin ve sünnetin hiç kıymeti yoktur. Deniz yanında, damla bile değildir. (1/29)

    Kazası olan, gece kaza kılarsa, Teheccüd de kılmış olur. Eğer Teheccüde de niyet ederse, niyet sevabı da alır. Kazası olmayanın da, kaza namazı kılmasının hiç mahzuru olmaz.

    13 Ocak 2014 Pazartesi

    Sual: İçkici biri, (Okuduğum meallere göre, Nahl sûresinde, içki tavsiye ediliyor. Bir de, İnsan sûresinde, Cennette temiz şarap içileceği yazılıdır. O âyette, (Şaraben tahura) deniyormuş. Şarap haram olsa, temiz denmez, Cennette olmaz. Ben bu âyetlere uyarak içiyorum) diyor. İçki, şarap haram değil mi?

    CEVAP
    O kimse, alay etmek için söylüyordur. Alay değilse, meal okumakla öyle anlamışsa, meal okumanın zararı burada da açıkça görülüyor. Bildirilen âyet, içki haram edilmeden önce Mekke'de inmiştir. Daha sonra içki haram edilmiştir. O âyetin meali:
    (Hurma ağaçlarının meyvesinden ve üzümlerden de seker [içki, sirke, şıra] ve güzel bir rızık edinirsiniz. İşte bunda da, aklını kullanacak bir kavim için bir âyet [ibret] vardır.) [Nahl 67]

    Tefsirlerde bildirildiğine göre, bu âyette bildirilen "seker"in zamanla yasak edileceğine işaret vardır. Ondan önceki âyetin meali şöyledir: (Süt veren hayvanlarda size bir ibret vardır. Size, onların karnındaki işkembe pisliği ile kan arasından kandan meydana gelen ve kolayca içilebilen [içinde şeker, yağ ve mineral maddeler vesaire bulunan] tertemiz bir süt içiriyoruz.) [Nahl 66]

    Bu âyetteki, işkembe pisliği ve kandan halis süt meydana gelmesi dikkat çekicidir. Bu bakımdan seker, güzel bir nimet değildir. Bir de seker kelimesine, şıra, sirke gibi mânâlar da verilmiştir. (Beydavî Şehzade haşiyesi)

    Eğer seker nimetse, şıra, sirke ve pekmez için söylenmiştir. İbni Abbas hazretlerinin rivayetine göre, seker, Habeş dilinde sirke demektir. (İtkan-İmam-ı Süyûtî)

    Nahl sûresindeki güzel rızık için, (Yaş ve kuru hurma, yaş ve kuru üzüm, sirke, pekmez ve çeşitli tatlılar) denmiştir. (Celaleyn)

    Hurma, üzüm gibi gıdalardan hem faydalı, hem zararlı rızıklar yapılabilir. İçki haram edilmeden önce inen bir âyet meali şöyledir: (Sana içki ve kumarı soranlara de ki: “Onlarda hem büyük günah, hem insanlar için faydalar vardır. Günahları ise faydalarından daha büyüktür.”) [Bekara 219]

    Cennet ehli için, (Orada tertemiz şarap içerler) buyuruluyor. (İnsan 21)

    Cennet ehline verilecek olan, (Şeraben tahura) diye buyurulan temiz şaraptan maksat, temiz bir içecektir. Türkçesi şurup, meşrubattır.

    M.Ali DEMİRBAŞ

    9 Ocak 2014 Perşembe

    Sual: Meşhur bir ilahiyatçı, (Sarhoş etmezse şarap haram olmadığı gibi, şehveti tetiklemezse müzik ve çalgı helaldir) diyor. İçkinin azı da, çalgının her çeşidi de haram değil midir?
    CEVAP
    Meşhur birisi olmasa, deli saçması der geçerdik. Domuz etinin haram olması için illa zarar vermesi gerekmez. Bir damla kan, bir damla idrar zarar vermese de haramdır. Bir kaşık şarap sarhoş etmez, ama haramdır. Hiçbir fıkıh kitabında, şarabın haram olmasında, sarhoş etme şartı aranmaz. Şarap sarhoş ederse, o zaman haram olur denmez.

    Bütün fıkıh kitaplarında, şarabın bir damlasının bile haram olduğu bildiriliyor. (Redd-ül muhtar, Fetava-i Hindiyye, Dürer ve Gurer)

    Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:
    (Çoğu sarhoş eden şeyin, azını da içmek haramdır.) [Nesai, Tirmizi]

    İçkiyi olduğu gibi, çalgıyı helâl saymak da çok tehlikelidir. Sanki şu hadis-i şerif, bu mezhepsiz ve benzerleri için söylenmiştir:
    (Bir zaman gelecek, ümmetimden bazıları, içkiyi ve çalgıyı helal sayacaktır.) [Buhari]

    Müziğin, çalgının haram olmasında şehvet aranmaz. Hiçbir muteber din kitabında böyle bir ifade yoktur. Üstelik çalgı aleti bulunan yerde namaz kılmanın mekruh, kendi çalmasa bile evinde çalgı aleti bulundurmanın da günah olduğu, muteber kitaplarda yazılıdır. Yine din kitaplarında, çalgı, müzik bulunan davetlere gitmenin bile caiz olmadığı bildirilmektedir.

    Bezzaziyye'de deniyor ki: Bütün çalgıların sesini dinlemek haramdır. Çünkü Resulullah (Çalgı dinlemek haramdır, orada oturmak fısktır, ondan zevk almaksa küfürdür, yani küfran-ı nimettir) buyuruyor. (Redd-ül muhtar)

    Ahkâm-üs-Siyaset ve Münteka kitaplarında bildiriliyor ki: Bir kimsenin evinde çalgı sesi işitilince, o eve izinsiz girilmesi caiz olur. Çünkü o kimse çalgı sesini duyurmakla evinin hürmetini yıkmış olur. Hazreti Ömer, bir kadının evine girip onu kamçıyla döverken başının örtüsü düşmüş, kendisine (Onun hürmetini yıktın) denildiğinde Hazret-i Ömer, ( Haramla meşgul olduğu için, onun hürmeti kalmamıştır) buyuruyor. (İbni Abidin)

    İnsanlar için [çalgısız] şarkı söyleyip dinleten kimsenin de, şahitliği makbul olmaz. Bir kimse, evinde oyun ve çalgı aletlerinden bir şey bulunduran, onu kullanmasa bile, bu şahıs günahkâr olur. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir. (Fetava-i Hindiyye)

    Fetava-i Bezzaziyye sahibi, Kurtubi'de, çalgı çalmanın haram olduğu hususunda İslam âlimlerinin icma'ı vardır buyuruyor. (İbni Abidin, Makamat-ı Mazheriyye)

    İcma demek bütün âlimlerin sözbirliği demektir, tek âlimin buna itirazı yoktur.

    Çalgı ve müziğin, şehvete hiç sebep olmasa da, haram olduğu bütün muteber din kitaplarında yazılıdır. Birkaçını bildirelim: Fetava-i Bezzaziyye, Mecmu-ul Fetava, Dürr-ül-muhtar, Redd-ül-muhtar, Fetava-i Hayriyye, Kurtubi tefsiri, Fetava-yı Hindiyye, Dürr-ül-mearif, Tahtavi şerhi, Kudûrî, Dürr-ül-münteka, Ukud-üd-dürriyye, Dürr-ül mearif, Kimya-yı Saadet, İhya, Mevahib-i ledünniyye, Makamat-ı Mazheriyye, Tergib-üs-salât, Berika, Tıbb-ün-nebevi, Hadika, Muhtasar-ı Tezkire-i Kurtubi, Riyad-ün-Nasıhin, Risale-i Birgivi, Ahlak-ı alaiyye, S. Ebediyye, Şir’atül İslam…

    Bazı mezhepsiz fâsıklar da, (Çalgı beni Allah'a yaklaştırıyor) diyor. Hiç haramla Allah'a yaklaşılır mı? Şeytana yaklaştıklarının farkında değiller galiba. Hiçbir âlimin mubah saymadığı ve bütün âlimlerin haram dediği bir hususa helâl demek küfürdür.

    M.Ali DEMİRBAŞ