'Allahü teâlâyı bilen kurtuluş bulur. Dininde titizlik gösteren kötülüklerden kurtulur. Nefsini ıslah eden saadete kavuşur.' İmam-ı Şafii Hazretleri

  • İman

    Hadis-i Şerif: ''Dini [hükümleri, dinde bildirilenleri] aklı ile ölçenden daha zararlısı yoktur'' (Taberani).

  • Ehl-i Sünnet

    'Ümmetim 73 fırkaya ayrılacak, biri hariç hepsi Cehenneme gidecek. Kurtulan fırka, benim ve Eshabımın yolu üzere gidenlerdir.' (Tirmizi)

  • Şirk ve Küfür

    'Öyle bir zaman gelir ki, kişinin imanı gider de haberi olmaz. Halbuki ondan, gömleğin çıktığı gibi, iman çıkmış olur.' [Deylemi].

  • 23 Ocak 2014 Perşembe

    Sual: Dinimizde üstünlüğün soy sopla değil, takvâ sahibi olmakla ilgili olduğu bildirilirken, Ebu Guddeci denilen kimselerin, hadis âlimlerinden İbni Lal hazretlerinin, (İnsanlar, tarağın dişleri gibi eşittir. Üstünlükleri, ibadet farkından ileri gelir) diye naklettiği hadis-i şerif için, uydurma damgası basmaları çok yanlış değil midir?
    CEVAP
    Evet, çok yanlıştır. Dinimizde ırkçılık yoktur. İnanıp güzel amel işleyen, ihlâsı ölçüsünde diğerinden üstündür. Yunus Emre, (Yaratılmışı hoş gördük, Yaradan’dan ötürü) diyor. 72 millete, insan olarak aynı gözle bakmak, dinimize aykırı değildir. Çünkü dinimizde ırk üstünlüğü yoktur.

    Hazret-i Mevlana, (Gel, gel, her kim olursan ol gel, müşrik, Mecusi olsan veya puta tapsan da gel! Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir. Tevbeni yüz defa bozmuş olsan da gel!) buyuruyor. Bunun mânâsı, (Gel sana Müslümanlığı öğreteyim de gerçeği gör!) demektir. Müslümanlığı öğrenip takvâ sahibi olan, elbette diğer insanlardan üstün olur.

    Bir milletin diğer millete üstünlüğü yoktur. Üstünlüğün ancak takvâ ile olduğunu bildiren bir âyet-i kerime meali:
    (Ey insanlar, sizi, bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizle tanışmanız için milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah indinde en üstününüz, takvada en ileri olanınızdır.) [Hücurat 13]

    Bu konuda birkaç hadis-i şerif:
    (Rabbiniz bir olduğu gibi, babalarınız, dininiz ve peygamberiniz de birdir. Arab’ın Acem’e, Acem’in Arab’a üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızının karaya, karanın kırmızıya da üstünlüğü yoktur. Hiçbir milletin diğerine üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvâ iledir.) [İbni Neccar] (Acem, Arap olmayan demektir.)

    (Allahü teâlâ, cahiliyet övünmelerini sizden kaldırdı. Hepiniz Âdem aleyhisselamın evlatlarısınız. Âdem ise topraktan yaratılmıştır.) [Tirmizî]

    (Irkçılık yapan, ırkçılık için savaşan ve ırkçılık uğrunda ölen, bizden değildir.) [Ebu Davud]

    Allahü teâlâ ve Onun Resulü “sallallahü aleyhi ve sellem” (Üstünlük takvâ iledir) buyururken, bunun aksini söylemek bir Müslümana yakışmaz. Dinimizi içeriden yıkmak için hadislere uydurma damgası basılmaktadır.

    16 Ocak 2014 Perşembe

    Sual: Teheccüd namazı nedir?
    CEVAP
    Teheccüd, gecenin üçte ikisi geçtikten sonra, imsak vaktine kadar kılınan nafile bir namazdır. Nâfile namazları gece kılmak daha faziletlidir. Çünkü gece uyanmak zordur. Hadis-i şerifte, (En kıymetli ibadet zahmetli olandır) buyuruldu. Bir saat ilim öğrenmek, [mesela ilmihal okumak] geceyi ibadetle geçirmekten daha çok sevabdır. (Dürr-ül-muhtar)

    (Amellerin kıymetlisi, az da olsa devamlı olanıdır) hadis-i şerifi, meşakkatli ibadeti ara sıra yapmaktansa, zorluğu az olanı devamlı yapmanın daha faydalı olduğunu bildirmektedir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Gece seherde kılınan iki rekât namaz, dünyadan ve içindekilerden daha kıymetlidir. Eğer zor gelmeyeceğini bilseydim, gece namazını ümmetime farz kılardım.) [Müslim]

    (Farzlardan sonra en faziletli namaz, gece namazıdır.) [Müslim]

    (Cennette öyle muazzam köşkler vardır ki, bunlar, tatlı dilli olan, selamı yayan, yemek yediren, çok oruç tutan ve gece namazı kılanlara verilir.) [İbni Nasr]

    (Teheccüd, günahları affettirir ve hastalıklara şifa verir.) [Tirmizî]

    (Gece namaz kılanların yüzü güzel olur.) [R. Nasıhîn]

    (Seher vakti Allahü teâlâ buyurur ki: İstiğfar eden yok mu, onu mağfiret edeyim! İsteyen yok mu, istediğini vereyim, duasını kabul edeyim!) [Müslim]

    Allahü teâlâ iyileri överken, (Onlar seher vaktinde istiğfar eder) buyuruyor.

    Hazret-i Musa, (Yâ Rabbî, sana ne zaman ibadet edeyim ki makbul olsun?) diye sordu. Cenab-ı Hak (Gece namaz kıl!) buyurdu. (Ey Oğul İlmihali)

    Teheccüd namazı çok faziletli olmasına rağmen nafile bir namazdır. Ömründe hiç Teheccüd kılmayana, âhirette hiçbir ceza verilmez, çünkü nafiledir, ama farzın kazasını kılmayan büyük cezalara maruz kalır. İmam-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: Farzın yanında nâfilenin ve sünnetin hiç kıymeti yoktur. Deniz yanında, damla bile değildir. (1/29)

    Kazası olan, gece kaza kılarsa, Teheccüd de kılmış olur. Eğer Teheccüde de niyet ederse, niyet sevabı da alır. Kazası olmayanın da, kaza namazı kılmasının hiç mahzuru olmaz.

    13 Ocak 2014 Pazartesi

    Sual: İçkici biri, (Okuduğum meallere göre, Nahl sûresinde, içki tavsiye ediliyor. Bir de, İnsan sûresinde, Cennette temiz şarap içileceği yazılıdır. O âyette, (Şaraben tahura) deniyormuş. Şarap haram olsa, temiz denmez, Cennette olmaz. Ben bu âyetlere uyarak içiyorum) diyor. İçki, şarap haram değil mi?

    CEVAP
    O kimse, alay etmek için söylüyordur. Alay değilse, meal okumakla öyle anlamışsa, meal okumanın zararı burada da açıkça görülüyor. Bildirilen âyet, içki haram edilmeden önce Mekke'de inmiştir. Daha sonra içki haram edilmiştir. O âyetin meali:
    (Hurma ağaçlarının meyvesinden ve üzümlerden de seker [içki, sirke, şıra] ve güzel bir rızık edinirsiniz. İşte bunda da, aklını kullanacak bir kavim için bir âyet [ibret] vardır.) [Nahl 67]

    Tefsirlerde bildirildiğine göre, bu âyette bildirilen "seker"in zamanla yasak edileceğine işaret vardır. Ondan önceki âyetin meali şöyledir: (Süt veren hayvanlarda size bir ibret vardır. Size, onların karnındaki işkembe pisliği ile kan arasından kandan meydana gelen ve kolayca içilebilen [içinde şeker, yağ ve mineral maddeler vesaire bulunan] tertemiz bir süt içiriyoruz.) [Nahl 66]

    Bu âyetteki, işkembe pisliği ve kandan halis süt meydana gelmesi dikkat çekicidir. Bu bakımdan seker, güzel bir nimet değildir. Bir de seker kelimesine, şıra, sirke gibi mânâlar da verilmiştir. (Beydavî Şehzade haşiyesi)

    Eğer seker nimetse, şıra, sirke ve pekmez için söylenmiştir. İbni Abbas hazretlerinin rivayetine göre, seker, Habeş dilinde sirke demektir. (İtkan-İmam-ı Süyûtî)

    Nahl sûresindeki güzel rızık için, (Yaş ve kuru hurma, yaş ve kuru üzüm, sirke, pekmez ve çeşitli tatlılar) denmiştir. (Celaleyn)

    Hurma, üzüm gibi gıdalardan hem faydalı, hem zararlı rızıklar yapılabilir. İçki haram edilmeden önce inen bir âyet meali şöyledir: (Sana içki ve kumarı soranlara de ki: “Onlarda hem büyük günah, hem insanlar için faydalar vardır. Günahları ise faydalarından daha büyüktür.”) [Bekara 219]

    Cennet ehli için, (Orada tertemiz şarap içerler) buyuruluyor. (İnsan 21)

    Cennet ehline verilecek olan, (Şeraben tahura) diye buyurulan temiz şaraptan maksat, temiz bir içecektir. Türkçesi şurup, meşrubattır.

    M.Ali DEMİRBAŞ

    9 Ocak 2014 Perşembe

    Sual: Meşhur bir ilahiyatçı, (Sarhoş etmezse şarap haram olmadığı gibi, şehveti tetiklemezse müzik ve çalgı helaldir) diyor. İçkinin azı da, çalgının her çeşidi de haram değil midir?
    CEVAP
    Meşhur birisi olmasa, deli saçması der geçerdik. Domuz etinin haram olması için illa zarar vermesi gerekmez. Bir damla kan, bir damla idrar zarar vermese de haramdır. Bir kaşık şarap sarhoş etmez, ama haramdır. Hiçbir fıkıh kitabında, şarabın haram olmasında, sarhoş etme şartı aranmaz. Şarap sarhoş ederse, o zaman haram olur denmez.

    Bütün fıkıh kitaplarında, şarabın bir damlasının bile haram olduğu bildiriliyor. (Redd-ül muhtar, Fetava-i Hindiyye, Dürer ve Gurer)

    Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:
    (Çoğu sarhoş eden şeyin, azını da içmek haramdır.) [Nesai, Tirmizi]

    İçkiyi olduğu gibi, çalgıyı helâl saymak da çok tehlikelidir. Sanki şu hadis-i şerif, bu mezhepsiz ve benzerleri için söylenmiştir:
    (Bir zaman gelecek, ümmetimden bazıları, içkiyi ve çalgıyı helal sayacaktır.) [Buhari]

    Müziğin, çalgının haram olmasında şehvet aranmaz. Hiçbir muteber din kitabında böyle bir ifade yoktur. Üstelik çalgı aleti bulunan yerde namaz kılmanın mekruh, kendi çalmasa bile evinde çalgı aleti bulundurmanın da günah olduğu, muteber kitaplarda yazılıdır. Yine din kitaplarında, çalgı, müzik bulunan davetlere gitmenin bile caiz olmadığı bildirilmektedir.

    Bezzaziyye'de deniyor ki: Bütün çalgıların sesini dinlemek haramdır. Çünkü Resulullah (Çalgı dinlemek haramdır, orada oturmak fısktır, ondan zevk almaksa küfürdür, yani küfran-ı nimettir) buyuruyor. (Redd-ül muhtar)

    Ahkâm-üs-Siyaset ve Münteka kitaplarında bildiriliyor ki: Bir kimsenin evinde çalgı sesi işitilince, o eve izinsiz girilmesi caiz olur. Çünkü o kimse çalgı sesini duyurmakla evinin hürmetini yıkmış olur. Hazreti Ömer, bir kadının evine girip onu kamçıyla döverken başının örtüsü düşmüş, kendisine (Onun hürmetini yıktın) denildiğinde Hazret-i Ömer, ( Haramla meşgul olduğu için, onun hürmeti kalmamıştır) buyuruyor. (İbni Abidin)

    İnsanlar için [çalgısız] şarkı söyleyip dinleten kimsenin de, şahitliği makbul olmaz. Bir kimse, evinde oyun ve çalgı aletlerinden bir şey bulunduran, onu kullanmasa bile, bu şahıs günahkâr olur. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir. (Fetava-i Hindiyye)

    Fetava-i Bezzaziyye sahibi, Kurtubi'de, çalgı çalmanın haram olduğu hususunda İslam âlimlerinin icma'ı vardır buyuruyor. (İbni Abidin, Makamat-ı Mazheriyye)

    İcma demek bütün âlimlerin sözbirliği demektir, tek âlimin buna itirazı yoktur.

    Çalgı ve müziğin, şehvete hiç sebep olmasa da, haram olduğu bütün muteber din kitaplarında yazılıdır. Birkaçını bildirelim: Fetava-i Bezzaziyye, Mecmu-ul Fetava, Dürr-ül-muhtar, Redd-ül-muhtar, Fetava-i Hayriyye, Kurtubi tefsiri, Fetava-yı Hindiyye, Dürr-ül-mearif, Tahtavi şerhi, Kudûrî, Dürr-ül-münteka, Ukud-üd-dürriyye, Dürr-ül mearif, Kimya-yı Saadet, İhya, Mevahib-i ledünniyye, Makamat-ı Mazheriyye, Tergib-üs-salât, Berika, Tıbb-ün-nebevi, Hadika, Muhtasar-ı Tezkire-i Kurtubi, Riyad-ün-Nasıhin, Risale-i Birgivi, Ahlak-ı alaiyye, S. Ebediyye, Şir’atül İslam…

    Bazı mezhepsiz fâsıklar da, (Çalgı beni Allah'a yaklaştırıyor) diyor. Hiç haramla Allah'a yaklaşılır mı? Şeytana yaklaştıklarının farkında değiller galiba. Hiçbir âlimin mubah saymadığı ve bütün âlimlerin haram dediği bir hususa helâl demek küfürdür.

    M.Ali DEMİRBAŞ

    6 Ocak 2014 Pazartesi

    Sual: Bir Alman genci bana, "Şu günahı işlersen müslüman olacağım" dedi. Ben de bir danışayım dedim. Birine sordum. "Bir insanın hidayetine sebep olmak, dünyadaki her şeyden kıymetlidir. Günahı işle tevbe edersin!" dedi. Ben ise daha önceki yazılarınızdan bunun caiz olmayacağını anlıyorum. Günah işleyerek ibadet edilmeyeceğini yazmıştınız. Kâfirin müslüman olması için günah işlemek caiz midir?
    CEVAP
    Asla caiz olmaz. Dinimizde günah işlememek, ibadet etmekten daha kıymetlidir. Bir hadis-i şerifte, (Çok az bir günahtan kaçınmak, bütün cin ve insanların [nâfile] ibadetleri toplamından daha iyidir) buyuruluyor. Her günah, Allahü teâlâya isyan olduğundan, büyüktür; fakat bazısı, bazısına göre küçük görünür. Bir küçük günahı yapmamak bütün cihanın nafile ibadetlerinden daha sevabdır, çünkü nafile ibadet yapmak farz değildir. Günahlardan kaçınmaksa farzdır. (Rıyad-un-nasıhin)

    Bid'at işlemek ise, büyük günahlardan daha tehlikelidir. Bu bakımdan dine hizmet etmek niyetiyle bid'at işlemeyi mubah görmemelidir.

    Bazı cahil kimseler de, tesbih namazını cemaatle kılabilmek için, namaza duruyorlar, sonra kasten bozuyorlarmış. Böylece bu namazı kılmayı kendilerine vacip yapıyorlarmış. (Vacip olunca da cemaatle kılınır) diyerek, Tesbih namazını cemaatle kılıyorlarmış. Bir defa vacip de olsa cemaatle kılınmaz. Vitir vacip olduğu halde, Ramazan haricinde cemaatle kılınmıyor. Tesbih namazı nasıl cemaatle kılınabilir?

    Bir namazı kasten bozmak haramdır, büyük günahtır. Bir haramdan kaçmak, milyonlarca nafile namaz kılmaktan evladır. Haram işleyerek farz, mekruh işleyerek sünnet yapılmaz. Günahtan kaçmak ibadet yapmaktan önce gelir. (Uyun-ül Besair)

    Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
    (Az bir haramdan kaçmak, 80 bin nafile hac sevabından efdaldir.) [Deylemi]

    06.01.2014

    5 Ocak 2014 Pazar

    Sual: (Akılla nakil çakışırsa, akla uyulur) veya (Akılla nakil çelişirse akıl esas alınır, nakil akla göre tevil edilir) sözleri muteber midir?
    CEVAP
    Evet, sözler muteberdir; fakat açıklamasını İslam âlimlerinin kitaplarından almak lazımdır. Selim aklın gösterdiği bir hakikat, hiç değişmez. Selim akılla, nakil zaten çelişmez.

    Aklın da bir anlayış sınırı vardır. Bu sınırın dışında olan bilgileri, akıl bulamaz ve anlayamaz. Akıl, erişemediği şeyleri anlamaya kalkışırsa yanılır, aldanır. Böyle bilgilerde akla güvenilemez. Mesela, Allahü teâlânın sıfatları, Cennette ve Cehennemde olan şeyler, ibadetlerin nasıl yapılacağı gibi şeyler böyledir. Akıl bunlara eremez. Bu bilgilerde akılla nakil çakışırsa, çelişirse nakle uyulur, aklın yanıldığı anlaşılır. Nakil ile fen bilgisinde çatışma olduğu zaman ise, akla uyulur. Yani nakil, akla uygun olarak açıklanır.

    (Akılla nakil çakışırsa, akla uyulur) sözü sanki bir kural olarak söylenmiş, bir örnek gösterilmesi imkânsız gibidir. Bunun gibi, (Allahü teâlâyı dünyada görmek caizdir, fakat gören olmamıştır. Gördüm diyen zındıktır) buyuruluyor. Caiz olmak ayrı şey, gördüm demek ayrı şeydir. Akılla nakil çakışırsa, akla uymak caizdir, ama akılla çelişen bir nakil varsa da biz bilmiyoruz.

    Akılla nakil çatışırsa
    Sual: (Akılla nakil çatışırsa, akla uyulur) kuralı nerelerde geçerlidir?
    CEVAP
    Mecelle’nin (Ezmanın tegayyürü ile ahkâmın tegayyürü inkâr olunamaz) hükmü, Dürer-ül-hükkam şerhinde şöyle açıklanıyor: (Zamanın değişmesiyle, örf ve âdete ait ahkâm değişebilir. Fakat Nassa, delile dayanan ahkâm, zamanla değişmez.)

    İslam bilgileri ikiye ayrılır: Fen ve din bilgileri. Din bilgileri, yalnız nakille anlaşılır. Bunların kaynağı, Kur’an-ı kerimle hadis-i şeriflerdir.

    His organlarıyla anlaşılan şeylerin bir sınırı vardır. Bu sınırların dışında olan bilgiler his organlarımızla anlaşılamaz veya yanlış anlaşılır. His organlarımızla anlayamadığımız şeyleri, akılla anlarız. Bunun gibi aklın da bir anlayış sınırı vardır. Bu sınırın dışında olan bilgileri, akıl bulamaz ve anlayamaz. Akıl, erişemediği şeyleri anlamaya kalkışırsa yanılır, aldanır. Böyle bilgilerde akla güvenilemez. Mesela, Allahü teâlânın sıfatları, Cennette ve Cehennemde olan şeyler, ibadetlerin nasıl yapılacağı gibi din bilgileri böyledir. Akıl bunlara eremez. Bu bilgilerde akılla nakil çatışırsa, nakle uyulur, aklın yanıldığı anlaşılır.
    Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
    (Allahü teâlânın bir kulunu sevmediğinin alameti, o kulun mâlâyâni ile uğraşmasıdır) hadis-i şerifinde bildirilen mâlâyâni, kişinin dinine ve dünyasına yaramayan boş işler demektir. Cenab-ı Hakk’ın bir kulunu sevdiğinin alameti ise, o kuluna İmam-ı Rabbânî hazretleri gibi, Peygamber efendimizin vârisi olan sevdiği bir kulunu tanıtmasıdır. Allah'ın rızasının, dolayısıyla âhirette kurtulmanın ilk şartı, Onun sevdiği kullarının rızasını kazanmaktır. Bunların rızası kazanılınca, onların hocalarının da rızası kazanılır. Böylece Resulullah efendimizin de, Allahü teâlânın da rızası kazanılır. Büyüklerin rızasının hangi işte olduğu, zamana, şartlara ve şahsa göre değişir. Bu zamanda en önemli iş, dinimizi önce kendimiz doğru olarak öğrenmek, sonra da bunu anlatan doğru kitapları yaymaktır.

    Her şey büyüklerin kitaplarında yazılıdır. Bu kitapları okumayı en büyük nimet bilmeli. Yazılanları elden geldiği kadar yapmaya çalışmalı. İnsan, her an bir şeye karar verir. Verdiği karar nefsinin arzusuna uygunsa, bu karar, onu Cehenneme götürür. Allahü teâlânın rızasına uygun karar verirse, bu da onu Cennete götürür.

    Her şeyden önce haramları terk etmeli, kibirlenmemeli, gıybet etmemeli, Allah'ın kullarına merhamet etmeli, onlara ikram etmeli, iktisada riayet etmeli, israf etmemeli, fakat hizmette ve ikramda cömert olmalı, bugünün işini yarına bırakmamalı. Büyük zatlar buyuruyor ki:
    (Çocuklarınıza itikad ve amel bilgilerini, Kur’an-ı kerim okumayı öğretin! Eshab-ı kiramın, mezhep imamlarının, Evliya-yı kiramın ve Osmanlıların sevgisini onların kalblerine yerleştirin! İslâmiyet’i yaymaya çalışmanın peygamberlerin vazifesi olduğunu, bu hizmetle şereflenmenin dünyada pek az insana nasip olduğunu bilip hizmet yaparken nazlanmasınlar. Bu hizmetin kendilerine verilmesini bir nimet bilsinler.)

    Bu hizmetlerin kıymetini anlamaya ve anlatmaya bizim gücümüz yetmez. Bu hizmetleri severek yapmak, Cenab-ı Hakk'ın fazlı ve ihsanıdır. O, bunu sevdiklerine verir. Bu büyük nimet için, Ona ne kadar şükretsek azdır.

    Dünya sevgisinin tek ilacı

    Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
    İnsan hasta olunca, hem ibadetlerini, hem hizmetlerini tam yapamaz. Bunun gibi, insanın kalbi hasta olunca da, Allahü teâlânın emir ve yasaklarını tam yapamaz. İstenildiği gibi ibadet yapabilmek için tedavi gerekir. Nasıl bedenimizi tedavi ettirmek için doktora gidiyorsak, ibadetlere mani olan kalb hastalığını da tedavi etmek lazımdır. Kalb hastalığı demek, Allahü teâlâdan, âhiretten, Peygamber efendimizden ve dinden başka şeylere gönül vermektir.

    İnsanın gönül verdiği iki şey, servet ve şöhrettir, ikisi de felakettir. Kim para ve şöhret düşkünü ise, bilsin ki kalbi hastadır. Merhum Hocamız buyururdu ki:
    (Kalb hastalığının bir tek ilacı vardır. İnsan, sabahlara kadar zikretse, akşamlara kadar namaz kılsa, her gün oruç tutsa kurtulamaz, çünkü kalbden dünya sevgisini çıkarmanın ilacı bunlar değildir. Bunun ilacı büyüklerin sevgisidir. Buna kavuşmak için de, kitaplarını severek çok okumak ve bunlara uygun yaşamak şarttır.)

    Sevgi itaattir
    Bir gün, merhum Hocamıza, (Efendim, hep büyüklerin sevgisinden bahsediliyor, büyükleri sevmek lazım deniyor. Bu sevginin tarifi, ölçüsü nedir?) diye sorulunca, cevaben buyurur ki:
    (Sevmek itaat etmektir, bir kişi, sevdiğini söylediği kimseye, ne kadar itaat ediyorsa o kadar seviyordur, yani ne kadar itaat varsa o kadar sevgi vardır. Seviyorum dediği hâlde itaatten uzak olanların sevgisi sahtedir, yalandır. Sevmek aynı zamanda istifade etmektir ki, istifade etmek için yanında, yanı başında bulunmak da şart değil. Uzakta olan da itaati oranında istifade eder. İtaati ne kadar çoksa sevgisi de o kadar çoktur. İtaati ne kadar azsa sevgisi de o kadar azdır. Mesela Hazret-i Ebu Bekir’in sevgisi en çoktu, çünkü itaati çoktu, herkes Cenab-ı Peygamberi inkâr ederken o kabul etti. Herkes Mirac olayından sonra, “Mescid-i Aksa‘ya kaç zamanda gidilip gelinir?” diye konuşup, kimi inkâr ederken, (O söylüyorsa doğru söyler, inandım) diyerek, hiç fikir yürütmedi, tam teslim oldu. Çünkü sevgisi tamdı. Dolasıyla, “Efendim ben Allah’ımı, Peygamberimi, Kitabımı, büyükleri çok seviyorum” diyenin doğru söyleyip söylemediğini anlamak için, ne kadar itaat ettiğine bakılır. Sevginin ölçüsü itaattir.)
    M.Ali Demirbaş

    3 Ocak 2014 Cuma

    Sual: Rızkımızın artması için, neler yapmalıdır?
    CEVAP
    Her işin sebeplerine yapışmalı. Helâl rızık için dua ve istiğfar etmelidir. Dua kabul olursa, hiç beklenmedik bir yerden rızka kavuşulabilir. Üç hadis-i şerif şöyledir: (Cebrail aleyhisselam her geldiğinde, “Allah’ım, bana helâl rızık ve iyi bir iş nasip et” diye dua etmemi söylerdi.) [Hâkim]

    (İstiğfara devam eden, ummadığı yerden rızıklanır.) [İbni Mace]

    (Allahü teâlâ, müminin rızkını ummadığı yerden verir.) [Deylemî]

    Rızkın gelmesine sebep olan işleri yapmalıdır: Üç hadis-i şerif:

    (Sadaka vermek rızkı artırır!) [Deylemî]

    (Sıla-i rahim edenin rızkı bollaşır.) [Buhârî]

    (Namaz kılmak, rızkın bereketine sebep olur.) [Miftah-ül-Cennet]

    Bazı şeyler fakirliğe yol açar, rızkın güçlükle gelmesine sebep olur. Mesela tırnağı uzun olanın rızkı meşakkatle, sıkıntıyla hâsıl olur. Üç hadis-i şerif:

    (Günah işlemek, rızıktan mahrum kalmaya sebep olur.) [İbni Mace]

    (Yalan söylemek rızkı azaltır.) [İsfehanî]

    (Zina, fakirliğe yol açar.) [Beyhekî]

    Rızkın artması, bereketli olması için her mubah işi Besmele ile yapmalıdır.

    Atalarımız, (Erken kalkanın nasibi gür olur) der. Sabit ücretli de olsa, bir kimse erken kalksa, nasibi gür olur. Ücretin kendisi değil, bereketi artar. Bereket, az bir şeyden çok faydalanmaktır. Az bir yemek çok kişiye yetmişse, bereketli olmuş demektir. Çok kazandığı hâlde, maaşını yetiremeyen, parasının bereketsizliği sebebiyle borçlanır. Sabah erken kalkmak, hayra, berekete sebep olur. Hadis-i şerifte, (Sabah uykusu rızka manidir) buyuruldu. (Beyhekî)

    Maddî rızıkların dağılması sabah namazından sonra olur. Manevî rızıkların dağılması ise ikindi namazından sonradır. Bu iki vakitte uyumamaya dikkat etmelidir. (El-Envâr)

    Hayvan satmak
    Sual: Hangi hayvanları satmak caizdir?
    CEVAP
    Faydası olan hayvanları, mesela kovandaki arıyı, ipek böceğini, sülüğü, av veya çoban köpeğini, avcı kediyi, kuşu, fili ve bunlar gibi faydası olan her hayvanı satmak caizdir. (S. Ebediyye)

    03.01.2014 - M.Ali DEMİRBAŞ